Elliott Smith Hangi Kuramın Öncüsüdür?
1. Giriş: İzmirli Bir Genç, Elliott Smith ve Kuramlar
İzmir’de bir kafede, buzlu bir kahve sipariş edip arkadaşlarımın yanına oturuyorum. “Haydi bakalım, yine bir şeyler yazacağız!” dedim. Herkesin kafası karışık, kimisi telefonuyla kafayı bozmuş, kimisi de yeni bir projeye başlamak için derin düşüncelere dalmış. O sırada aklımda bir soru var: Elliott Smith hangi kuramın öncüsüdür?
Elliott Smith dedim de… Hani şu melankolik, gitarıyla kalpleri parçalayan, duygusal derinliklere dalan adam var ya? Haa işte, o! Şu sıralar içimde bir merak oluştu, acaba gerçekten bir kuramı var mı, yoksa bu tür şeylere takılmam mı gerekiyor?
Ama biraz düşündüm ve gerçek şu ki; Elliott Smith’in müziği o kadar derin, o kadar karmaşık ki, bir kuramı olmasaydı, bir eksiklik hissederdim. Neyse, konumuza dönelim. Elliott Smith ve kuramlar… İlgisini nasıl bulabilirim? Felsefeyle mi ilişkilendiririm? Psikolojiyle mi? Yoksa müzikle ilgili bir şeyler çıkartabilir miyim?
Bunu düşünürken, tabii ki şehri sarhoş bir şekilde terk etmeyen ve her köşe başında bir anı bırakan İzmirli ben, her şeyi biraz da mizahi bir bakış açısıyla ele almak zorundayım. Çünkü bende o ‘içsel espri’ olmadan yaşamaktan ne kadar sıkıldığımı hayal edin. Beni tanıyanlar bilir; aslında her şeyi kafamda analiz ederim, ama hep bir gülümsememle gizlerim!
2. Elliott Smith ve Kendi İçsel Çelişkisi
Elliott Smith’in müziği, içsel çelişkilerin bir tür manifestosudur. Hani bazen bir arkadaşınızla çok komik bir şaka yaparsınız, ama o şakanın altındaki derin anlamı kimse anlamaz. Oysa şaka aslında bir çağrıdır, bir yardım çığlığıdır. Smith de tam olarak böyle bir sanatçıydı.
Şimdi bir düşünün: İzmir’de bir kafede kahvenizi yudumlarken, Elliott Smith’in şarkıları arasında kaybolmuşsunuz. Bir tarafta “Miss Misery” çalıyor, diğer tarafta “Angeles” dönüyor. Bir yanda dünya bambaşka, ama bir yanda da bir parça Elliott Smith’in dünyasına dalıp gitmişsiniz. Bu melankoli, belki de hayatımızdaki en büyük kuramı oluşturuyor. Karmaşık duygular, çözülmemiş içsel çatışmalar, hayatın anlamı üzerine sürekli bir sorgulama… Belki de Elliott Smith’in öncüsü olduğu kuram tam da bunlardır: Bilinçaltı çatışmaları ve insanın duygusal karmaşası.
3. Diğer Kuramlar ve Elliott Smith
Elliott Smith, tam anlamıyla bir psikolojik derinlik peşindeydi. O zaman, durup bir soralım: Elliott Smith’in müziği psikoloji kuramlarına nasıl yön veriyor? “Bilinçaltı Çatışmaları” üzerine kuram geliştiren Sigmund Freud’u düşünün. Freud ne diyordu? Bilinçaltındaki baskılar, kişilik ve davranışları etkiler.
Elliott Smith de tam olarak bunu yapıyordu. Şarkılarında sürekli içsel bir mücadeleyi, yalnızlıkla yoğrulmuş bir duyguyu, yaşamın karmaşasını dinleyiciye aktarıyordu. Freud’un kuramına bir göz atarsak, Elliott’ın şarkılarında yer alan ‘ego’ ve ‘id’ arasındaki çatışmalar bir anlamda müzikle ortaya çıkıyordu. Örneğin, “Between the Bars” şarkısında bu içsel çatışmayı açıkça duyarsınız:
“Drink up, baby, stay up all night,
With the things you could do, you won’t,
But you might.”
Bu satırlarda tam olarak bir “ego” ve “id” çatışması var. “Bunları yapabilirsin ama yapma” diyor bir yanda, “Ama belki de yapmalısın” diyor diğer yanda. O halde, bence Elliott Smith’in müziği bir çeşit Freudyen kuramı yansıtıyor: İçsel çatışmalar, arayış ve çözülmeyen duygusal meseleler.
4. Diğer Perspektif: Postmodernizm ve Elliott Smith
Tabii ki yalnızca psikolojiyle değil, postmodernizmin kuramlarıyla da ilişkilendirilebilir. Ah, postmodernizm dedim de, kimseyi sıkmak istemiyorum. Ama ciddi bir şekilde, Elliott Smith’in müziği, postmodernizmin en güzel örneklerinden biridir. Çünkü postmodernizm nedir? Eski kuralları, yapılarını sorgulayan, bireysel bakış açılarına saygı duyan bir düşünce sistemidir. Elliott Smith’in şarkılarında, kesin çizgiler yoktur. Kişisel, subjektif ve parçalı bir yapı vardır.
“Waltz #2” şarkısını dinlerken, insan sanki parçalanmış bir dünyada yaşıyor gibi hisseder. Ne geçmişe bağlanabiliriz, ne de geleceğe. Zamanın kavramı silinmiştir. Bu, postmodernizmin temel özelliklerindendir.
Elliott Smith de her şeyin parçalı olduğunu, müziklerinde “her şeyin kaybolduğunu” anlatır. Zaman, kimlik, toplumsal normlar… Her şey bulanık bir şekilde geçip gider. Smith’in müziğinde bu postmodern belirsizliği dinleyebilirsiniz. Ve belki de en güzeli budur: Ne bir kesin çözüm var, ne de bir çıkış yolu. Sadece bir tür akış var.
5. Kafedeki Sohbet ve Düşüncelerim
Bu sırada, kafede bir arkadaşım gelip “Ne yapıyorsun?” diye soruyor. Hemen biraz dalga geçiyorum:
“Elliott Smith’in hangi kuramın öncüsü olduğuna kafa yoruyorum.”
Arkadaşım gözlüğünü biraz kaydırarak, şaşkın bir şekilde bakıyor. “Yani, gerçekten mi? Böyle derin konulara mı dalıyorsun şimdi?”
“Yok canım, aslında bir şaka yapıyorum ama içinde felsefe, psikoloji ve müzik var. Yani hepsi karıştı işte.”
Arkadaşım gülümsüyor ama arkasından “Kendi içsel sorunlarını mı çözmeye çalışıyorsun?” diyor.
Gülerek cevaplıyorum: “Ben mi? Hayır, ben sadece İzmirli olduğum için, her şeyin biraz abartılmasını seviyorum.”
Elliott Smith’i düşünmek bile, aslında içsel bir çatışmanın yansımasıydı. Müzikleri, bir çığlık gibiydi ama kimse duymuyordu. İnsanlar gerçekten derin şeylere dalmak istese de, çoğu zaman günlük hayatta takılıp kalıyorlar. Ama bu tür bir müzik, bence tam da bu noktada devreye giriyor.
6. Sonuç: Elliott Smith ve Kuramlar Arasında
Elliott Smith’in müziğiyle ilgili kuramlar yaratmak belki de o kadar da zor değil. Eğer bir kuram yaratmam gerekseydi, kesinlikle “Müzik ve İçsel Çatışmalar Kuramı” diye bir şey önerirdim. Kendi içindeki karmaşayı ve evrensel duygusal mücadeleyi müzikle anlatan bir sanatçıdır. Bunu hem psikolojiyle, hem postmodernizmle, hem de hayatın kendisiyle ilişkilendirebiliriz.
Ve sanırım bu yazının sonuna gelirken aklımda tek bir şey var: Hayat ne kadar karmaşık olsa da, bazen çözüm bulmak yerine, o karmaşayı müzikle kabul etmek en güzelidir.