Çorum Salur Köyü Alevi mi?
Bir köyde zaman geçirdiğin, yıllar sonrasında bile unutamadığın bir yer vardır ya, işte o köy benim için Çorum’un Salur Köyü oldu. Hayatımda ilk defa, sadece köyün yapısına, evlerine değil, insanlarına da doğru bir şekilde yerleşebildiğimi düşündüm. Burası, bir zamanlar sadece harita üzerinde bir nokta gibi duran, ama şimdi yüreğime kazınan bir yer oldu. Salur Köyü, ne kadar Alevi ya da Sünni olduğuyla ilgili çok fazla soruya maruz kalsa da, burada, o topraklarda yaşadığım her an bana başka bir hikaye anlatıyordu. Bir duvarın arkasındaki sır gibi, her şeyin göğün altında kendine ait bir yeri vardı.
Benim için, her köyün kimliği bir hikaye gibidir; bazen karmaşık, bazen çok net, ama her zaman bir şeyler anlatır. Salur Köyü hakkında sürekli duyduğum sorulardan biri, “Alevi mi?” sorusu oldu. Oysa burada yaşadığım her an, bu sorunun cevaplanması için çok daha derin anlamlar taşıyordu.
BİR GÜN, BİR KÖY
Geçen yaz, Kayseri’den aldım valizimi, sadece bir hafta geçirecektim ama kalbimde, ruhumda bir şeyler birikiyordu. Çorum’un Salur Köyü’ne gitmeye karar verdim. Sadece buranın kültürünü görmek değil, aynı zamanda bu soruyu kafamda canlandıran insanlarla yüzleşmek, bizzat sormak istiyordum. “Salur Köyü Alevi mi?” demek belki de bu soru hakkında kesin bir yanıt almak demek değildi. Ama hayatımda bir kez olsun, bu kadar içine girebildiğim, başka bir yerle bağ kurabildiğim bir köyü görmek istiyordum.
Köyün kapısından ilk girdiğimde, hava sıcaktı. Ama o sıcağın içinde bir soğukluk vardı, hem de sadece hava ile ilgili değildi. İnsanlar birbirlerine bakarken, bir anlamda dünyadan uzaklaşıyor gibiydi. Yavaşça, içine çektiğim nefeslerde köyün kimliği, gelenekleri ve yaşam tarzı beni sarhoş ediyordu. Her ne kadar buraya ilk gelişimse de, sanki bir yüzyıl önce yaşamış gibi hissettim.
YÜZLERDEKİ SIR
Köyün meydanında çocuklar oynuyor, kadınlar çamaşır asıyor, köylüler bahçelerinde çalışıyordu. Herkes işine odaklanmıştı ama bir an için, o kadar farklıydık ki, kendimi yabancı gibi hissettim. Salur Köyü’ne adım atarken duyduğum o içsel kıvılcımdan sonra, burada Alevi olup olmadıklarını bilmem gerekmiyordu aslında. Bir köyde insan, kimliğinden çok daha fazlasıdır.
Beni kabul eden yaşlı kadınlardan biri, bana tatlı bir gülümseme ile “Hoş geldin evlat” dedi. Gözlerinde binlerce yıllık bir hikaye vardı; belki de geçmişe dönüp baktığında, yaşadıkları sadece kendi köylerinin değil, o zamana kadar şekillenen her düşüncenin parçasıydı. Salur’a ait olan tek şey, zamanın onlara ne şekilde dokunduğuydu. Bir yanımda o yaşlı kadının gözlerinden, derin bir hüzün, diğer yanımda ise köydeki her hareketin, günlük işlerin, yaşamın bir parçası olarak aktığını hissediyordum.
Birkaç saat sonra, köydeki birkaç kişiyle daha sohbet ettim. Sorularım, düşüncelerim arasında sürekli Salur’un kimliği vardı. “Alevi mi?” diye sordum. Birçok farklı yüz, farklı cevaplar verdi, bazen içten, bazen uzak. Ama çoğu bana şunu söyledi: “Biz, burada insanız, biz, yaşamın değerini biliyoruz.” Belki de gerçek kimlik, bu kadar derinde ve yüzeyde olan bir şeydi.
HİKAYELERİN İÇİNDE
Bir akşam köyün kahvesinde otururken, yaşlı bir adam yaklaştı. Yüzünde yılların izleri vardı ama gözlerinde bir gençlik ateşi yanıyordu. “Burası Alevi köyü mü?” diye sordum. Bana kısa bir yanıt verdi: “Burası köyümüz, bizim kimliğimiz de ondan gelir.” Bu cevap, aslında bana her şeyi anlatıyordu. Salur, dışarıdan bakıldığında tek bir kimlikle tanımlanabilir miydi? Hayır. Onlar, kendi kimliklerini asırlar boyu doğal şekilde inşa etmiş, kültürlerine, inançlarına değer veren bir halktı.
O an hissettim ki, Salur Köyü’nün kimliği, o köyde yaşayan insanların ruhunda gizli. Alevi ya da Sünni olmanın çok ötesinde, burada insanlar, birbirlerine dair derin bir saygı ve sevgiyle varlardı. Birbirlerine el uzatıyor, yardım ediyorlardı. Burada her şey, gelenekleriyle yoğrulmuş ve bu geleneklerin en güzel yönü de insana duyduğu sevgiydi.
KENDİMİ BULDUĞUM YER
Salur Köyü’nü terk ederken, köyün kimliği, herkesin söylediği gibi net bir yanıt almadım. Ama belki de hiçbir zaman bu soruyu doğru şekilde sormam gerekmiyordu. Burası, bir köyün kimliğinden çok, hayatın kendisini sunuyordu bana. İnsanlar, birbirlerinin hikayelerini anlatarak, kendi kimliklerini bulmuşlardı. Bir köy, sadece coğrafi bir yer değildir; o köyün insanları, oranın ruhunu oluşturur. O yüzden Salur’a dair öğrendiğim her şey, bana şunu hatırlatıyordu: İnsanın kimliği, dışarıdan baktığında ne kadar tanımlanabilir olsa da, içeriden ve derinlerden gelen bir şeydir.
Çorum Salur Köyü, sadece bu soruyu sordum diye başka bir yer değildi; o topraklarda hissettiğim her şey, bir köyün kimliğini değil, insanları, duyguları ve birbirlerine duydukları sevgiyi anlatıyordu. Belki de bir köyün kimliği, Alevi ya da Sünni olmakla tanımlanamaz, çünkü bu kimlik, insanın özüdür.
Çorum’un Salur Köyü, yüreğimde yaşadığım anların izlerini taşıyan, anlam dolu bir yer olarak kalacak.